Dağıstanlılar: dağlı bir halk
"Dağların insanları erken yaşta yetişkin olurlar. Sayıca küçücük bir halkız biz. Şu bir avuç dediklerinden: topu topu 250 bin Avar yaşar yeryüzünde. Ama balkının ünü, onu kuşatan dağların ardındaki sonsuz bozkırlarda da çağıldar durur. Yürekli savaşçıları, gözü pek cenkçileri için halkı yüzyıllardır büyülü şarkılar söyler durur."
Dağıstanlılar savaşların en sonuncusunu ve en çetinini
Ruslara karşı verdiler. Ruslarla 30 yıldan fazla süren savaş, 1859 yılında Şeyh
Şamil'in tutuklanması ve sürgüne gönderilmesiyle sona erdi. Bundan sonraki mücadele
de sık sık gerçekleştirilen ayaklanmalarla sürdü. Bu yoğun saldırılar
Dağıstanlıların da yurtlarını terk etmesine neden oldu. Ve ilk göç diyarı tabiî
ki onlar için de Anadolu toprakları oldu. Dağıstan'dan göçler küçük gruplar
halinde başladı ve hiçbir zaman büyük dalgalar haline dönüşmedi. En yoğun
göçler 1859'da Şeyh Şamil'in silah bırakmasının ve 1877-1878 ayaklanmasının
ardından yaşandı. Rusya'da, çarlığın bolşevikler tarafından devrilip, bağımsız
Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin yıkılmasından sonra, 1920-1928 yılları arasında da
göçler küçük gruplar halinde süregeldi, ikinci Dünya Savaşı'yla ve 1945'teki
bireysel göçlerle sona erdi. Dağıstan'dan gelenlerin büyük çoğunluğu karayolunu
tercih etti. Osmanlı topraklanna Erzurum Vilayeti'ne bağh olan Kars, Doğu Beyazıt vb
yerlerden giriyorlardı. Pek azı ise Kafkasya limanlanna inerek, oradan istanbul, Trabzon
ve Karadeniz iskelelerine naklediliyorlardı
Türkiye'ye yerleşen Kuzey Kafkas göçmenleri içinde
Dağıstanlılar, tıpkı anavatanlannda olduğu gibi burada da değişik dil ve
lehçe farkı sebebiyle dağınık bir görünüm sergilemekteler (Dağıstanlılar Avar,
Lak-Dargva ve Lezgi Dağıstan'dan diye üç gruba ayrılır). Türkiye'deki
Dağıstanlılar arasında da, aynı Dağıstan'da olduğu gibi Avarlar nüfus
açısından en büyük gruptur. Avarca yer yer diğer Dağıstanlı gruplarca da
kullanılmaktadır. Yalova'da yerleşik Avarlar arasındaki Dargilerin, dil ve kültür
yakınlıklarının fazla olması sebebiyle Avarca'yı da kullanmaları yaşanılan bir
gerçektir. Nüfus yoğunluğu açısından Avarları, Lezgiler takip etmektedir.
Lezgiler Anadolu'nun genellikle batı bölgelerinde kasaba büyüklüğünde köylerde
yaşamaktadırlar. Bütün Dağıstan dil grupları gibi Lezgice de trajik bir sona, yok
oluşa gittikçe yaklaşmaktadır. Lezgice yavaş yavaş günlük yaşam dili olmaktan
uzaklaşarak, salt yaşlı insanların konuştuğu dil haline gelmektedir. Benzer sorunu
Dargi, Kumuk, Lak ve Tatlar daha ağır biçimde yaşamaktadırlar. Yalova'nın Dağıstan
kökenli üç köyünde bazı aileler içinde hem Avarca, hem Dargice konuşulduğuna
tanık olmak mümkün. Sonuçta Türkiye'deki diğer Kafkas kökenliler gibi
Dağıstanlılar da anadillerini korumada gittikçe zorlanmaktadırlar
Lezgileri, nüfus yoğunluğu açısından Kumuklar, Dargiler,
Laklar ve Tatlar takip etmektedir. Dağıstanlı topluluklar Türkiye'de hemen hemen 100
yerleşim biriminde yaşamaktadır. Yaklaşık sayılan ise 200 OOO'in üzerindedir. Ancak
anadili kullanım oranı tahmini olarak yüzde 10 civarındadır. Dağıstanlıların
yerleşmiş bulundukları iller, büyük şehirlere ek olarak Yalova, Balıkesir, Bursa,
Çanakkale, Denizli, Adana, Aksaray, Kahramanmaraş, Kars, Muş, Erzurum, Sivas, Tokat,
Samsun, Hatay, Kayseri, Diyarbakır, Artvin, Trabzon'dur.
Şeyh Şamil: "Kafkas Kartalı"
Şeyh Şamil, Kafkas halklannm direniş tarihinde çok önemli bir
isim. Kafkas halkları için bir XIX. yüzyıl destanı. Avar kökenli olan Şeyh Şamil,
1830'lu yıllarda Ruslara karşı direniş hareketinin önderlerinden olan Molla
Muhammed'in yarında yetişti. Onun siyasal ve dinsel görüşlerinden etkilendi. Molla
Muhammed'in dinî vaazlarının etkisinde kalan Şamil, Kafkasya'yı Rus tahakkümünden
kurtarmanın tek yolunun, ülke Müslümanlarıni parçalayan kan davası, dil ve mezhep
ayrılığı gibi unsurlardan temizleyecek, tamamiyle şeriat hükümlerine uygun bir
yönetimin kurulmasında görüyordu. Bu dinsel yaklaşım bütün Kafkas halkları
tarafindan benimsenmedi. Bunun üzerine Molla Muhammed, Avarlann merkezi olan Hünzak
Kalesi'ni Şeyh Şamille birlikte ele geçirmeyi denedi. Ancak Hacı Murat kuvvetlerine
yenildi ve geri çekilmek zorunda kaldı.
Gelenek ve görenekler
Genel olarak Kuzey Kafkasya kültürü tarih öncesi
dönemlerden başlayarak yaşanan uzun tarihsel süreçler içinde üretilmiş
birikimler olmakla birlikte, daha çok "tarım toplumu" evresinde
yoğunlaşıp biçimlenmiştir. Köy koşulları içinde değerlendirildiğinde Kuzey
Kafkasya kültürünün gerçekten gelişmiş yetkin bir halk kültürü olduğu
görülür. O kadar ki, bu kültür düzenli ve sürekli bir devlet örgütlenmesi
olmamasına karşın, toplumun ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel, askerî hemen her
alandaki gereksinmelerini karşılayabilecek düzeyde olmuştur. Yaşamın hemen her
alanım düzenlemiştir, hem de tüm toplum kesimlerinde aynı biçimde benimsenmiştir.
Kızlarla erkekler el ele oynayamaz
Tüm Kuzey Kafkas halklannda gelenekler ve göreneklerde
kaçınılmaz olarak birçok ortak nokta bulunmaktadır. Bu ortaklık belki de en fazla
düğünlerde kendisini göstermektedir. Dağıstanlılarda da kızlar ve erkekler
birbirlerini görerek, beğenerek evlenirler, bu nedenle çöpçatanlık kurumu
oluşmamıştır. Düğün en azından iki üç gün sürer; sofralar kurulur, yemekler
yenir. Düğün boyunca millî çalgılar çalınır, millî oyunlar oynanır.
Düğünü idare etme işini, köy halkmın sosyoekonomik durumunu bilen ve
"tamada" denilen bir kişi üstlenir. Tamada da, kendine yardımcı olarak iki
genci seçer ki, bunlara da "yasaul" denir. Sofrada yiyeceklerin azaldığını
gören tamada, düğün sahiplerine yakın olanları sırayla yanına ça-ğırıp,
onların ekonomik durumlarını ve düğün evine yakınlıklarını düşünerek
"îki koyun keseceksin", "Otuz ekmek hazırla" gibi isteklerde
bulunur. Düğünün son günü gelin ve damat için bir tören yapılır. Gelinle damat
birlikte oynarken, herkes ayağa kalkıp onlan alkışlar. Kızın anne ve babası ise
düğünde oynamaz. Kentteki düğünlerde artık bu gelenekler büyük oranda yitirilmiş
durumdadır. Geriye sadece halk oyunları kalmıştır. Bu durum özellikle yaşlıların
tepkisini çekmektedir. Örneğin bir Kuzey Kafkasyalı gördüğü bir düğün
karşısındaki şaşkınlığım Nart dergisinde şu sözlerle ifade ediyor:
": "O da ne
sahneye iki iri adam irice bir org taşı-maktalar. Tepemden ayaklanma kadar sarsıldım,
yanlış dü-ğüne mi gelmiştim. Hayır bu kadar Çerkeş yanılmış olamaz-dı. Aman
Tannm! Doğru bir mekanda ama yanhş bir senar-yodaydım... Bir anda sahneye dalan ve
bedenlerinin sesine kulak veren kalabalık, müziğin ritmine öylesine eşlik ediyor-
"